Türkiye Cumhuriyeti devletinin, başta laiklik olmak üzere, temel
değerlerini aşındırmak için bitmez tükenmez bir çaba içinde olan bir
kısım çevrelerin, bu gayretlerini son dönemde artırdıkları müşahede
edilmektedir. Uygun ortamlarda ilgili makamların, sürekli dikkatine
sunulmakta olan bu faaliyetler; temel değerlerin sorgulanarak yeniden
tanımlanması isteklerinden, devletimizin bağımsızlığı ile ulusumuzun
birlik ve beraberliğinin simgesi olan milli bayramlarımıza alternatif
kutlamalar tertip etmeye kadar değişen geniş bir yelpazeyi
kapsamaktadır.
Bu faaliyetlere girişenler, halkımızın kutsal dini
duygularını istismar etmekten çekinmemekte, devlete açık bir meydan
okumaya dönüşen bu çabaları din kisvesi arkasına saklayarak, asıl
amaçlarını gizlemeye çalışmaktadırlar. Özellikle kadınların ve küçük
çocukların bu tür faaliyetlerde ön plana çıkarılması, ülkemizin birlik
ve bütünlüğüne karşı yürütülen yıkıcı ve bölücü eylemlerle şaşırtıcı bir
benzerlik taşımaktadır.
Bu bağlamda;
Ankara’da 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları ile
aynı günde kuran okuma yarışması tertiplenmiş, ancak duyarlı medya ve
kamuoyu baskıları sonucu bu faaliyet iptal edilmiştir.
22 Nisan 2007 tarihinde Şanlıurfa’da; Mardin, Gaziantep ve Diyarbakır
illerinden gelen bazı grupların da katılımı ile, o saatte yataklarında
olması gereken ve yaşları ile uygun olmayan çağ dışı kıyafetler
giydirilmiş küçük kız çocuklarından oluşan bir koroya ilahiler
okutulmuş, bu sırada Atatürk resimleri ve Türk bayraklarının
indirilmesine teşebbüs edilerek geceyi tertipleyenlerin gerçek amaç ve
niyetleri açıkça ortaya konulmuştur.
Ayrıca, Ankara’nın Altındağ ilçesinde “Kutlu Doğum Şöleni” için
ilçede bulunan tüm okul müdürlerine katılım emri verildiği, Denizli’de
İl Müftülüğü ile bir siyasi partinin ortaklaşa düzenlediği etkinlikte
ilköğretim okulu öğrencilerinin başları kapalı olarak ilahiler
söylediği, Denizli’nin Tavas ilçesine bağlı Nikfer beldesinde dört cami
bulunmasına rağmen, Atatürk İlköğretim Okulunda kadınlara yönelik vaaz
ve dini söyleşi yapıldığı yolunda haberler de kaygıyla izlenmiştir.
Okullarda kutlanacak etkinlikler, Milli Eğitim Bakanlığı’nın ilgili
yönergelerinde belirtilmiştir. Ancak, bu tür kutlamaların yönerge dışı
talimatlarla yerine getirildiği tespit edilmiş ve Genelkurmay
Başkanlığınca yetkili kurumlar bilgilendirilmesine rağmen herhangi bir
önleyici tedbir alınmadığı gözlenmiştir.
Anılan faaliyetlerin önemli bir kısmının bu tür olaylara müdahale etmesi
ve engel olması gereken mülki makamların müsaadesi ile ve bilgisi
dahilinde yapılmış olması meseleyi daha da vahim hale getirmektedir. Bu
örnekleri çoğaltmak mümkündür.
Cumhuriyet karşıtı olan ve devletimizin temel niteliklerini
aşındırmaktan başka amaç taşımayan bu irticai anlayış, son günlerdeki
bazı gelişmeler ve söylemlerden de cesaret almakta ve faaliyetlerinin
kapsamını genişletmektedir.
Bölgemizdeki gelişmeler, din ile oynamanın ve inancın siyasi bir söyleme
ve amaca alet edilmesinin yol açabileceği felaketlerin ibret alınması
gereken örnekleri ile doludur. Kutsal bir inancın üzerine yüklenmeye
çalışılan siyasi bir söylem veya ideolojinin inancı ortadan kaldırarak,
başka bir şeye dönüştüğü, ülkemizde ve ülke dışında görülebilmektedir.
Malatya’da ortaya çıkan olayın bunun çarpıcı bir örneği olduğu ifade
edilebilir. Türkiye Cumhuriyeti devletinin çağdaş bir demokrasi olarak,
huzur ve istikrar içinde yaşamasının tek şartının, devletin Anayasamızda
belirlenmiş olan temel niteliklerine sahip çıkmaktan geçtiği
şüphesizdir.
Bu tür davranış ve uygulamaların, Sn. Genelkurmay Başkanı’nın 12 Nisan
2007 tarihinde yaptığı basın toplantısında ifade ettiği “Cumhuriyet
rejimine sözde değil özde bağlı olmak ve bunu davranışlarına yansıtmak”
ilkesi ile tamamen çeliştiği ve Anayasanın temel nitelikleri ile
hükümlerini ihlal ettiği açık bir gerçektir.
Son günlerde, Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde öne çıkan sorun,
laikliğin tartışılması konusuna odaklanmış durumdadır. Bu durum, Türk
Silahlı Kuvvetleri tarafından endişe ile izlenmektedir. Unutulmamalıdır
ki, Türk Silahlı Kuvvetleri bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin
savunucusudur. Ayrıca, Türk Silahlı Kuvvetleri yapılmakta olan
tartışmaların ve olumsuz yöndeki yorumların kesin olarak karşısındadır,
gerektiğinde tavrını ve davranışlarını açık ve net bir şekilde ortaya
koyacaktır. Bundan kimsenin şüphesinin olmaması gerekir.
Özetle, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün, “Ne mutlu Türküm
diyene!” anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin
düşmanıdır ve öyle kalacaktır.
Türk Silahlı Kuvvetleri, bu niteliklerin korunması için kendisine
kanunlarla verilmiş olan açık görevleri eksiksiz yerine getirme
konusundaki sarsılmaz kararlılığını muhafaza etmektedir ve bu
kararlılığa olan bağlılığı ile inancı kesindir.
Kamuoyuna saygı ile duyurulur.